Yönetim
0

Beşiktaş’ın Acil Transfer Bölgesi:Kurumsallaşma

Türkiye’de mali yapıları en kötü kulüpler, en büyük kulüplerimiz. Bu kulüplerin en büyük kulüpler olmasının haricinde bir ortak yanları daha var; halka açılmış olmaları. Bu tesadüf mü? Değil elbette.


Futbol kulüpleri halka açılarak yönetimlerine iki fırsat sağladı. Biri finansal alanda; halka açılmak suretiyle futbol kulüpleri hem yeni sermaye buldular hem de futbol faaliyetlerine halka açık anonim şirket statüsü kazandırarak bankacılık kesiminden finansal kredi olanaklarını arttırdılar. Diğeri de idari alanda; futbol faaliyetlerinin iştirakleşen AŞ’ler aracılığıyla yapılması sayesinde yönetimler kulüp genel kurullarının denetim ve gözetiminden kurtulmuş oldu. Böylece harcama denetiminden uzaklaşan yönetimler için de her türlü saçmalamanın önü de açılmış oldu. Ne yazık ki bu yarışta birinciliği Yıldırım Demirören’in başkanlığındaki Beşiktaş’a verdiler.

Sorumluluğu kişilere yıkmak en kolay olanı; ben bunu yapmayacağım. Yıldırım Demirören yönetimleri sadece bir sonuçtur ve sonuçlarla sadece kısa vadeli düşünenler ilgilenirler. Stratejik akıl ise sonucu yaratan koşullarla ilgilenmek zorundadır. Yoksa Yıldırım Demirörenler gider, yeni versiyonları gelir.
Futbol uzun süredir büyük bir ekonomi haline geldi; ama kulüplerin yönetim standartlarına baktığımızda hala eski yapılarını koruduklarını görüyoruz. Futbolun endüstrileşmesiyle birlikte kulüpler sportif bir yapıdan neredeyse bir holding yapısına dönüştü. Ama ne futbol kulüp tüzükleri ne de yönetim süreçleri bu değişime uyum sağlamadı. İcra süreçlerinde standartların ve bir çerçevenin olmaması, büyüyen futbol ekonomisinde kulüpleri de dönemin yöneticilerinin kişisel inisiyatiflerine çok açık bir hale getirdi. Yöneticiler ise ticari şirketlerde olduğu gibi bir mülkiyet çıkarları veya başarıya endeksli bir maddi kazanç ilişkileri olmadığı için uzun vadeli sürdürülebilir stratejiler yerine kısa vadeli ataklara ve irrasyonel kararlara meyilli oldular. Bu da en çok kulüplere çökmüş ve zayıf yönetimlerden beslenen menfaat odaklarının işine geldi. Böylece kulüpler için cehenneme giden taşlar döşenmiş oldu. Bu gidişi belki genel kurul, divan kurulu veya denetim kurulu önleyebilirdi. Ama onlar da sadece seyrettiler.

Yıldırım Demirören döneminde kulüp zarar ve borçlanma rekorları kırarken BJK genel kurullarının önüne yıllarca sadece amatör şubeleri kapsayan bilançolar, kar-zarar tabloları ve bütçeler geldiğini hatırlayın. Çünkü futbol faaliyetleri Futbol AŞ’de yürütülüyordu ve onun da genel kurulu BJK Genel Kurulu değil, BJK Futbol Yatırımları AŞ hissedarlar genel kuruluydu. Yönetimler kulüp bütçe yetkilerini sadece amatör şube hesapları için alıyor ve sadece bu yetkiler üzerinden ibraya tabi oluyordu. Bugün artan borçlar için kendisine vazife çıkaran Divan Kurulu bu çarpıklığı o dönemlerde bir kez olsun bile dile getirmedi. Büyük ihtimalle farkında bile değildi. Denetim Kurulları da bu konuda bir şey yapmadı. Futbolda bütçe yetkisi ya da borçlanma limitlerinin aşılıp aşılmadığı konusunda Denetim Kurulu Genel Kurul’a bir rapor sunabiliyor muydu? Bunlar tüzükte net bir şekilde tanımlanmadığı ve futbol faaliyetleri de zaten kendisinin yetkili olmadığı BJK Futbol Yatırımları AŞ üzerinden yapıldığı için sunamazdı. Ama onlar da bu saçmalığı değiştirmek için bir şey yapmadılar. Bu saçmalık 2013’te yapılan tüzük değişikliği ile ortadan kaldırıldı ve artık mali tablolar, BJK genel kurullarının önüne, futbol faaliyetlerini de kapsayacak şekilde konsolide bir şekilde gelmeye başladı. Bu değişikliğin önünü açan ise o dönemde yönetimde yer alan istisnai bir iki kişi ve tüzük tadil kuruluna katılıp bu konuları dile getiren ve bu yönde önerge veren sorumlu Beşiktaş genel kurulu üyeleridir. Hadi isim de vereyim; Finans Kartalları’dır.

Bu değişiklik o zamanlar yapılsa Beşiktaş bu hale gelmez miydi? Ne yazık ki bu konuda olumlu bir şey söylemek de mümkün değil. Gerekli tüzük değişikliklerini yapsanız bile eğer başta genel kurul olmak üzere kurullar yeterince çalışmazsa denetim ve gözetim de sağlanamaz. Ön sıralarda oturup her zaman var olan yönetimleri ne olursa olsun desteklemiş kişiler genel kurula hâkim olduğu sürece en çağdaş tüzüğe sahip olsanız da sonuç fark etmezdi.

Son tüzük değişikliklerine rağmen hala hukuksal olarak gri alanlar ve iyileştirilmesi gereken çok şey var. En başta BJK tüzüğünde hala futbol faaliyetlerini de kapsayacak şekilde net tanımlanmış borçlanma ve harcama limitleri yok. Futbol faaliyetleri halka açık AŞ’lerde yürütüldüğü için sermaye piyasası kurulu tarafında kulüp genel kurullarıyla bazı bilgilerin paylaşılması noktasında sıkıntılar var. Yönetimleri dernek genel kurulları seçiyor ama en önemli faaliyetleri oluşturan futbol faaliyetleri, AŞ hissedarlar genel kurulunun denetim ve gözetiminde kalıyor. Bu noktada, yasamanın ve ülke futbol otoritesinin devreye girip bu kopuklukları giderecek düzenlemeleri yapması da gerekirdi.

Çünkü sorumluluk, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda yönetim standartları yükselmediği sürece kulüplerin sürdürülebilir bir başarıya ulaşıp bir dünya kulübü olması mümkün değildir.

Peki, bunun için neler yapmalı?

Uzun vadeli sürdürülebilir ve kalıcı bir başarı için yukarıdan ve aşağıdan kontrol yöntemleriyle mali disiplin, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanması şart. Bunun için de tüzüğün kapsamının futbol faaliyetlerini de kapsayacak şekilde iyileştirilip entegre edilmesi, icranın harcama ve borçlanmada uyması gereken bir genel çerçevenin çizilmesi ve icranın bu çerçeveye uygunluğunun da denetim kurulu ve genel kurul tarafından etkin olarak denetlenmesi gerekir. Bu noktada, özellikle denetim kurulunun yetki ve etkinliğinin arttırılması ve yönetim kurulu icraatlarını önceden tanımlanmış bir takım objektif kriterlere göre kontrolünün ve genel kurula raporlamasının sağlanması önem kazanıyor.

Var olan yönetim “Yeniden Yapılanma” diyerek gelip kurumsallaşma ve profesyonelleşme anlamında ne yazık ki kararlı ve planlı bir strateji ortaya koyamadı. Camia kısa vadeli sportif başarısızlığı göze alıp yeniden yapılanmaya kredi açacak durumdayken bu fırsat heba edildi. Nereye gitmek istediğini bilmeyene hiçbir rüzgarın faydası olmazmış. Sonuçta bu mali ve idari yapıyla mucize de gerçekleşmedi ve üç senedir ne içeride ne de dışarıda sportif başarı gelmedi. İşin kötüsü bu süre zarfında gelecek için herhangi bir yatırım da yapmamış olduk. Olan Beşiktaş’ın üç yılına oldu. Futbolun endüstrileşmesi diğer iki kulübü daha ön plana çıkarırken Beşiktaş onlarla sadece iyi bir kurumsal yapı kurarak ve futbol şubesinde başarılı bir yeniden yapılanmayla başa çıkabilir hatta bu kulüpler de kötü yönetilirken bu dönüşümü sportif başarıyla da sağlayabilir ve geleceğe ambargo koyabilirdi. Yönetime kızılacaksa en çok bu açıdan kızmalı.

UEFA finansal fairplay nihayet bize diyor ki; yöneticilerden borç alamazsın ve kazandığından fazla harcayamazsın. Yani zımnen de diyor ki; artık kulüpler için zengin yöneticiler dönemi kapanabilir. Bu, Beşiktaş için avantajlı da bir durum ama bakıyorum Beşiktaşlılar hala kendilerine zengin yönetici alternatifleri bakmaya devam ediyor. Artık bakış açısını değiştirmek ve Beşiktaş için yeni şeyler söylemek lazım.

İlişik yazılar
Bütçe Disiplini ve Tüzük
BJK İçin Sürdürülebilir Başarı Ve Bütçe
Beşiktaş’tan Uzak Durun